Husserl “Fenomenoloji” sözcüğünü hem bir yöntem hem de bir göreli anlamında kullanmıştır. Fenomenolojik yöntemin asli özelliklerinden biri indirgeme işlemidir. Eidetik
Ve fenomenolojik olarak indirgemeyi iki safhada yapmaktadır.
Fenomenolojik yöntem özel bir bilme yöntemidir. Asıl olarak nesnenin zihinle görülmesinden oluşur ; yani sezgiye dayalıdır. Bu sezgi verilmiş olana göndermede bulunur.Fenomenolojinin baş kuralı “şeylerin kendilerine” “dönmek” ‘tir. Şeyler le sadece verilmiş olan kast edilir.
Şimdi bu üç basamaklı bir dışarıda bırakma ya da “indirgeme” yi gerektirir. Ve buna “epoche” denir. Birinci basamak, Burada gerekli olan şey ; ısrarla nesneye odaklanmış salt nesnel bir bakıştır. İkinci basamak , başka kaynaklardan türetilen varsayımlar ve ispatlar gibi kuramsal bilgidir, Ola ki sadece verilmiş olan alınsın, Üçüncü basamak , gelenektir; söz konusu nesne hakkında önceliklerin aktardığı her şey.
Verilmiş olan nesne sırası gelince , iki basamaklı bir indirgemeye tabi tutulmalıdır.
1- Şeyin varoluşu dikkate alınmamalı ve dikkat sırf nesnenin ne olduğuna verilmeli (neliğine)
2- Lineksel olan her şey bu “nelik” ten sayılmalı , bir tek nesnenin özü irdelenmelidir.
Fenomenolojik indirgemede dışarıda kalan yönler soyutlanır ve diğer yönler üzerine odaklanılır. İndirgeme kuralı yalnızca Fenomenolojik uygulama süresince geçerlidir.
Böyle bir yöntemin gerekli olmasının sebebi:
1- İnsan öyle bir yapıdadır ki ,baktığı şeyde o nesneye yabancı olan öğeleri görmek için neredeyse ıslah olmaz bir yaradılışı vardır.
2- Hiçbir nesne yalın değildir, aksine her nesne , tamamı aynı önemde olmayan çeşitli parça ve yönlerden oluşan son derece karmaşık bir şeydir. İnsan tüm bu parçaları hemen kavrayamaz, onları belli bir sıraya göre incelenmelidir.Bu da özenle tasarlanmış ve uygulanmış bir yöntemi gerektirir.
Yazar, Bilimleri doğal ve felsefi olarak ikiye ayırmaktadır. İlki doğal tinsel bakıştan , ikincisi ise felsefi bakıştan , ikincisi ise felsefi bakıştan kaynaklanmaktadır.
Doğal tinsel bakış bilgi eleştirisine karşı ilgisizdir. Doğal tinsel bakışta , görerek ve düşünerek , bize her defasında verilmiş olan ve doğal olarak verilmiş olan şeylere yöneliriz.
Yargılarımız bu dünyaya ilişkindir. Şeyler onların bağlantıları, değişimleri , işlevsel değişim bağlantıları ve değişim yasaları üzerine kısmen tekil, kısmen genel yapılarda bulunuruz. Bilgiler, birbirini izlemezler, birbiriyle mantıksal bağlantı içine girerler, birbirinden çıkarlar, birbiriyle “uyuşurlar”, mantıksal güçlerini adeta artırarak, birbirlerini doğrularlar.
Diğer yandan, bilgiler çelişme ve çatışma ilişkilerine de girerler, birbirine uygun düşmezler; güvenilir bilgi yolu ile ortadan kaldırılırlar, sırf bir iddiaya indirgenirler.
Doğal bilimsel bilginin her adımında kimi güçlükler ortaya çıkar,çözülür, bu saf mantıksal olarak veya nesnelere dayalı olarak olur.
Doğal bakış için bilginin olanaklı olması çok doğaldır. Bilgi bir doğa olgusudur; bilen organik varlıkların bir yaşantısıdır; psikolojik bir olgudur. Bilgi doğası gereği nesnenin bilgisidir ve ona içkin olan, kendisi aracılığı ile nesneyle bağlantı kurduğu anlamla bilgi olur.
Her türlü biçimiyle bilgi bir psişik yaşantıdır: Bilen öznenin bilgisidir. Onun karşısında bilinen nesneler durmaktadır. Ama bilgi, bilinen nesneye uygun düştüğünden nasıl emin olabilir, bilgi nasıl kendi dışına çıkabilir ve güvenilir bir biçimde nesnesine ulaşabilir? Doğal düşünme için çok açık olan bilgi nesnesinin bilgide verilmişliği şimdi bir bilmeceye dönüşür.
Bu ve daha çok örnekte bilginin nasıl olanaklı olduğu her yerde bilmeceye dönüşür.
Eğer doğabilimlerine alışmışsak ve eğer onlar tam geliştirilmişse her şeyi açık ve seçik buluruz. Güvenilir nesneye gerçekten ulaşan yöntemlerle temellendirilmiş olarak , nesnel doğruluğa sahip olduğumuzdan emin oluruz. Ama refleksiyon yapar yapmaz, yanılgı ve kafa karışıklıklarıyla karşı karşıya kalırız.
Bu belirsiz ve çelişki dolu kuramların, sonu gelmeyen tartışmaların sahnelendiği yer , “bilgi kuramı” ve bilgi kuramıyla iç içe olan “metafiziktir”.
Bilgi kuramı ; Bilgi , bilginin anlamı ve bilgi nesnesi arasındaki ilişki üzerine doğal refleksiyonun hemen hemen kaçınılmaz bir biçimde içine düştüğü terslikleri göstermesi gerekir.
Metafizik ise ; Tek tek bilimlerin doğal bilgilerinin “eleştiri” sinden doğar , bu eleştiri , bilgi nesnesinin çeşitli temel biçimlerine göre (oluşan) neliğine ve bilgi ile bilgi nesnesinin çeşitli karşılıklı ilişkilerinin anlamı hakkında kazanılmış bilgilere dayanır.
Bilgi eleştirisinin metafizik amaçlarını bir yana bırakıp , kendimizi sırf bilginin ve bilgi nesnesinin neliğini aydınlatma ödeviyle sınırlarsak , işte o zaman bu bilgi eleştirisi , bilgi ve bilgi nesnesinin çeşitli karşılıklı ilişkilerinin anlamı hakkında kazanılmış bilgilere dayanır.
Bilgi eleştirisinin metafizik amaçlarını bir yana bırakıp , kendimizi sırf bilginin ve bilgi nesnesinin neliğini aydınlatma ödeviyle sınırlarsak , işte o zaman bu bilgi eleştirisi , bilgi ve bilgi nesnesinin fenomenolojisidir ve fenomenolojinin ilk ve temel öğesini oluşturur.
Fenomenoloji: Bu bir bilim , bilimsel disiplinlerin bir bağlantısını gösterir; ama fenomenoloji aynı zamanda ve öncelikle bir yönteme ve düşünme biçimine işaret eder: Özel felsefi bir düşünme biçimine , özel felsefi yönteme.
Doğal araştırma alanında bir bilim, başka bir şey gerekmeksizin , başka bir bilim üzerine kurulabilir. Ve birisi diğeri için yöntemsel model olarak işe yarayabilir. Ama felsefe tümüyle yeni bir boyutta yer alır. Felsefe , her türlü “doğal” bilimden ilke olarak ayıran , tümüyle yeni hareket noktalarına ve tümüyle yeni bir yönteme gereksinim duyar.
Bunu yadsıyan , bilgi eleştirisine özgü olan tüm sorun tabakasını anlamamış, böylecede felsefenin aslında ne istediğini, ne olması gerektiğini; her türlü doğal bilgi ve bilim karşısında felsefeye kendine özgülüğünü, kendine özgü olma hakkını neyin sağladığını anlamamış demektir.
Bilgi eleştirisi nasıl kurulacak?
Bilgi eleştirisi: hiçbir şeyi önceden verilmiş olarak varsaymayacak, ilk kez kendisinin kendine sağladığı bir bilgi ile başlaması gerekir.
Bu ilk bilgi , kesinlikle bilgiyi bilmecemsi sorunlu kılan hiçbir belirsizlik ve şüphelilik içermemelidir. Kendine olan , buna karşılık bilgide de bilinir olan bir varlığın ne anlama geldiğini anlamayız; öyleyse saltık olarak verilmiş ve şüphe taşımaksızın kabul etmek zorunda olduğumuz bir varlık olsa gerek ; bu varlık buradan çıkarak kendisinde her sorunun dolaysız yanıtını bulduğu ve bulmak zorunda olduğu bir apaçıklığa sahip olacak bir tarzda verilmiş olmalıdır.
Her zihinsel yaşantı ve her tür yaşantı (gerçekleşir gerçekleşmez) saf bir görme ve kavramanın nesnesi yapılabilir ve bu görmede yaşantı, saltık verilmişliktir.
Algı vardır ve devam ettiği sürece bir var olan olarak , orada duran olarak , kendinde ne ise öyle olan bir şey olarak , varlığın ve verilmişliğin ne anlama geldiğini ve burada ne anlama gelmesi gerektiğini ki bu düşünceler düşlemdeki verilmişlikler olarak da varolabilirler, hem “adeta” göz önünde duruyor, hemde orada fiili şimdilikler , fiili olarak gerçekleştirilmiş algılar yargılar vb. olarak durmuyor olabilirler. Yine de onlar belirli bir anlamda verilmişliklerdir, görülebilecek biçimde orada durmaktadırlar.
Bilgi kuramı; bilginin neliğini ve onun neliğine ilişkin geçerlilik savını açıklamayı, gün ışığına çıkarmaya çalışması bilginin neliğinin doğrudan kendinde verilmişliğe kavuşturulmasından başka bir anlama gelmez.
Tekrar ve Tamamlama:
Bilgi eleştirisi , bilim öncesi bilgi planlarından da herhangi bir şey alamaz ;
Çünkü her bilgi sorgulanacaktır. Başlangıçta bilgi yoksa geliştirilecek bir bilgide olmaz
Başlangıçta hiçbir bilginin incelenmeden geçerli sayılamayacağını biliyoruz. Eğer bilgi eleştirisi hiçbir hazır bilgi olmazsa , o zaman kendisi kendisine bilgi vermeye başlayabilir. Ve temellendirmediği bilgiyi mantık yoluyla çıkarır. Ama buda , daha önceden verilmiş olması gereken dolaysız bilgileri gerektirir.
Bilgi eleştirisi, dolaysız olarak gösterdiği ve saltık olarak açık ve şüpheden arınmış olan taşıyabileceği her tür şüpheyi dışarıda bırakan , kuşkucu karışıklığa yol açabilecek herhangi bir giz taşımayan bilgiye dayanmalıdır. Bunuda Desdarces’ci kuşku yöntemiyle , Cogitation ‘un apaçıklığı başlığı altına sokulan saltık bilgiler alanıyla alabileceğine işaret ediyor. Burda “içtenlik” bilgi kuramı için kullanılmaya uygun bir ilk çıkış noktasıdır. İçkinlik vasıtasıyla bilgi eleştirisinin , her türlü kuşkucu karışıklığın kaynağı olan gizlerden kurtulmuş olduğunu ; genel olarak içkinliğin , her tür bilgi kuramsal bilginin zorunlu niteliği olduğunun ve yalnız başlangıçta değil , genel olarak aşkınlık alanından bir şeyler ödünç almanın başka bir değişle , bilgi kuramını psikolojiyle ve herhangi bir doğa bilimiyle temellendirmenin anlamsız olduğunun gösterilmesi gerekmektedir.
Bilgi eleştirisinin kendileriyle başlaması gereken bilgiler, hiçbir soru ve kuşku taşımamalıdırlar. Bizi bilgi kuramsal kafa karışıklıklarına düşürebilecek ve tüm bilgi eleştirisini körükleyecek hiçbir şeyi içlerinde barındırmamalıdırlar. Bunun Cogitatio olanı için söz konusu olduğunu göstermemiz gerekiyor. Ama bunun için bize önemli kazançlar sağlayabilecek olan , derine inen bir refleksiyona gereksinim vardır.
Bilginin olanaklığı üzerine yapılacak bir refleksiyonda bizi güç durumda bırakan bilginin aşkınlığıdır. Bu “aşkınlık” iki anlamdadır.
1- “Asıl anlamda verilmiş” veya “içkin olarak verilmiş” Burada “içkin” , bilgi yaşantısında reel olarak içkin olan anlamdadır.
2- Apaçık olmayan nesneye yönelen veya onu varsayan , ama kendisini göremeyen her tür bilgi. Bu bilgide , hakiki anlamda verilmiş olanın üstüne doğrudan görülenin ve kavranılanın dışına çıkıyoruz.
Aşkınlık her iki anlamda da bilgi eleştirisinin çıkış noktasını oluşturan ve onu yönlendiren sorundur. Aşkınlık doğal bilginin yoluna çıkan bilmece ve yeni araştırmaların itici gücünü oluşturur.Aşkın bir varoluşun bilimsel temellendirilmesi bize yardımcı olmaz. Buradan; Bilgi kuramı asla ve asla (hangi türden olursa olsun) doğal bilim üzerine kurulamaz.
Aşkın bilginin olanaklılığını bilen kişi için açık olan ; yine kendisinin de
Söylediği gibi , onda aşkın bilginin olduğuda , çözümsel olarak apaçıktır. Eksik olanda bellidir. Aşkın olanla ilişki bilgiye , bilmeye yüklenen “aşkın bir nesneyle buluşma” onun için açık değildir.Onun için açıklık ancak ilişkinin özü verilmişse olur. O, bilgi ve bilgi nesnesinin birliğini kendi gözleriyle görebilirse ve böylece yalnız onun olanaklığına ilişkin bilgiye değil , bu olanağa açık verilmişliğinde sahibi olabilirse olur.
Sonuç olarak , kişi tutarlı kalacaksa , bu düşünceleriyle kendi hareket noktasını da terk etmek zorundadır : Aşkın olana ilişkin bilginin olanaksız olduğunu ; buna ilişkin olduğunu sandığı bilgininde bir önyargı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu durumda sorun, aşkın bilginin nasıl olanaklı olduğu değil bilgiye aşkın bir başarı yükleyen önyargının nasıl açıklanacağıdır. Bu tam da Hume!un yoludur.
Aşkın bilginin nasıl olanaklı olduğu ve genel olarak bilginin nasıl olanaklı olduğu sorunu; asla aşkın olan hakkında önceden verilmiş olan bilgi ve tümceler temelinde çözülemez.
Davıd Huma’ ya göre : Yalnız bilinen, ama görülmemiş olan varoluşlardan çıkarımlar yapmak olmaz. Görmek tanıtlamaya yada çıkarım yapmaya izin vermez. Olanakları sezgisel olmayan bir bilgiden mantıksal türetimler yaparak açıklama isteği anlamsızdır. “Aşkın dünyaların olduğundan tümüyle emin olsak,
Bütün doğa bilimlerinin tüm içeriklerini geçerli saysak bile yine de onlardan ödünç bir şey alamayız” der. Hangi bilgi türünde olursa olsun , her tür bilgi kuramsal araştırmada bilgi kuramsal indirgeme yapılmalıdır.Bu demektir ki , burada söz konusu olan her aşkınlık ayraç içine alınmalı yada dikkate alınmamalı , bilgi kuramı açısından sıfır sayılmalıdır.