ANLAM VE DOĞRULAMA
Anlam ve doğrulama başlıklı makalede; “ Bir önermenin anlamı , onun doğrulama yöntemidir.” Savını temelleştirmeye ve “ Felsefe , mantıksal söz dizimidir.” Görüşünü kanıtlamaya çalışmaktadır.
Günlük yaşamda ve bilimde bir önermenin anlamına ilişkin bir soruyu o önermeyi ya daha açık bir şekilde ya da biraz değişik sözcüklerle yineleyerek yanıtlamak, hem mantıksal olarak geçerli hemde gerçekten doğal olan yoldur.
Bir önermenin anlamını sormamızın anlamlı sayılabilmesi için tek olarak onu anlamamış olmamızdır. Bu türden anlamadığımız türden sözcük dizileri bizim için yalnızca “anlamsız” göstergeler karmaşası , birbirini izleyen sesler , ya da kağıt üzerine karalanmış izlerdir. Buna bir “önerme” değil ; ancak belki bir “tümce” diyebiliriz. Bir tümcenin anlamını sormakta “tümce hangi önermenin yerine geçiyor? “ demeye gelir. Bu soruya şu anda çok iyi bildiğimiz bir dildeki bir önermeye ya da tümceyi bir önermeye dönüştürecek mantıksal kuralları göstererek anlam kazandırırız.
Bir sözcüğün ya da sözcükler bileşiminin anlamı onların kullanımını düzenleyen bir kurallar dizisince belirlenir. Bu kurallar dizisine WİTTGENSTEİN’ i izleyerek sözcüğün en geniş anlamıyla , sözcüklere veya sözcük bileşimlerine ilişkin dil bilgisi kuralları diyebiliriz. Bir önermenin anlamı ,onun doğrulanma yöntemidir. Dilbilgisi kuralları , kısmen tanımlardan; kısmen de “örnekle” tanım denilen tanımlardan oluşmaktadır.
Herhangi bir anlamı sonunda “örnekle” yapılan tanımlara başvurmadan kavrama olanağı yoktur. Bu da apaçık anlamında “deney” e ya da “doğrulama” olanağına başvurmak demektir.
Profesör C.I. Lewis “ Viyana çevresinin mantıksal olguculuğu” diye adlandırılan görüşün bütün felsefenin temelini oluşturduğunu ; fakat bu temeli yetersiz bulduğunu belirtmiştir. Çünkü; Ona göre bu temel benimsenirse “anlamlı felsefi tartışmalara “ belirli sınırlamalar getirecektir.
Profesör Lewis , Deneysel anlam gerekiminin isteklerini şöyle betimliyor: Ortaya atılan herhangi bir kavram ya da öne sürülen herhangi bir önermenin kesin bir anlama sahip olması gerekir. Bu anlam , yalnız sözel ve mantıksal olarak kavranabilir olmakla kalmamalı , aynı zamanda daha uzak anlamı kavramın uygulanabilirliğini belirleyecek ya da önermenin doğrulanmasını belirleyecek olan deneysel kısımlarıda kesinlikle dile getirecek şekilde olmalıdır.”
Bir önermenin nasıl doğrulanacağını bilmek onun sözel ve mantıksal anlamının ötesinde bir şey olmayıp, tersine bu anlamla özdeş olan bir şeydir. Dolayısıyla bir önermenin doğrulanabilir olmasını istediğimizde yeni bir gerekim eklemiyor, yalnızca anlam ve kavranabilirlik için gerçekten her zaman zorunlu diye kabul edilmiş olan koşulları dile getiriyoruz.
DOĞRULAMA VE DOĞRULANABİLİRLİK
Bir önerme ancak doğrulanabilirse anlamlıdır.ve “ eğer önerme doğrulanırsa “ arasındaki basit nokta : ona karşı çıkışlardan birini yok eder.
Buradaki ayırımda “burada ve şimdi durumu “ 1.sinde ortadan kalkar. Doğrulanabilirlik yerine doğrulamayı anlamın ölçütü sayarsak yanılgılara yol açarız.
“Doğrulanabilirlik “ burada şimdi doğrulanmaktadır.” Anlamına gelmediği gibi “burada şimdi doğrulanmıştır.” Anlamına da gelmez.
Gelecek bir olgu hakkındaki bir önermeyi nasıl doğrulayabiliriz? Sorusuna Viyanalı olgucular; Örneğin; “O olgunun olmasını bekleyerek” yanıtını vermiştir. “Bekleme, tümüyle yasaya uygun bir doğrulama yöntemidir.”
Bu nedenle , Tutarlı deneyci de dahil herkes , “doğrudan doğruya verilenden başka bir şeyi anlamlandıramayız” demenin saçma olduğu konusunda anlaşacaktır.
-Yazıda ilk önce verilen tümceyi anlayarak önerme haline gelmesini ; daha sonra önermenin doğrulama – doğrulanabilirlik arasındaki ayırımı kavrayarak değerlendirmesinin açıklamalarını anlatmıştır.